Bartın 20 Ocak 2019

Bartın 20 Ocak 2019

Bugün Bartın’dan, buradaki bir arkadaşımızın çocukluk arkadaşı geldi. Birlikte büyümüşler ve Bartın’da ilahiyat okuyormuş bu arkadaş. Planlar hep birlikte kahvaltı yapıp sonra onlar kendi yoluna biz kendi yolumuza gitmemiz üzerineydi. Çünkü arkadaşımız, bizi serseri, adi, sapık, karaktersiz olarak gördüğü için o arkadaşı ile takılamayacağımızı düşünüyordu. Fakat bu saydığım sıfatlarla kimin uygun olduğunu anlatmak kolay değil.

Kahvaltıda Bartın’dan konu açıldı. Yanlış hatırlamıyorsam 2005 yada 2006 yılıydı. Annemin tahini Bartın’a çıkmıştı. O yaz tatilini orada geçirmiştim. Ufak bir Bartın alt yapısı var o yüzden bende ama olan bu alt yapının Bartın ile pek alakası yok. Çünkü annemin tahini çıktığı yer Zonguldak ile Bartın arasında bulunan Şiremir Çavuş köyüydü. Eski bir madenci köyü. Biz oradayken toplasan 7-8 tane ev ya vardı ya yoktu. Bakkal cakkal hak getire. Oraya gittiğimde “ya burada insanlar yaşamıyor bu Fiskobirlik’i buraya hangi mal kurmuş!”diye düşündüğümü çok iyi hatırlıyorum. Fiskobirlik’in bahçesinde bir Alman Kurdu vardı. Mükemmel bir hayvandı. Onu çalıdan yapılma süpürge ile kaşıyıp tüy dökmesine yardım ettiğimi hatırlıyorum ve bundan nasıl haz aldığımı size anlatamam. O köpek ile o yaz aramda bir bağ kurmuştum. Daha önce hiç bir köpeğe o şekilde yaklaşmamıştım ve o köpekten sonrada uzun bir süre köpeklerden korkmaya devam ettim. Bildiğin köpeklerden fena korkuyordum. Aslında hâlâ bazı köpeklerden korkmuyor değilim hani…

Bulunduğumuz köyde hayvan olarak inek öküz yerine manda besleniyordu. Mandalar… Yok manda artık! Yani bildiğin manda… O yaşlardaki bir çocuk için mandaların çiftleşmesine şahit olmak pek iyi değildi 😲

Manzara olarak çok güzel bir köydü Şiremir Çavuş köyü, dağın hemen hemen zirvesinde kurulmuş ayaklarınızın altında uzanan uçsuz bucaksız bir mera. Bu merada otlayan onlarca Manda 😬 ve o meraya topunuzu kaçırdığınız zaman duvardan atlayıp topu almaya gitmeye korkan ben 🙃 sabah kaçırdığım topu almak için akşam olup mandaların gitmesini bekliyordum.

Bakkal muhabbeti beni en tiksindiren olaydı. Pek arz olmadığı için seyyar bakkal gelirdi köye. Sabah 6 gibi gelir kapının önünden geçer senin götünde pireler uçarken o çoktan gitmiş olurdu. Arkadaş biz köy halkı gibi değiliz ki, annem çalışıyor evde durup ekmek yapmaya fırsat mı vardı!

Sonra ben Bartın’ın sahillerinide çok sevdim. Denize sıfır olan o dağları… Mağaraları… Hepsi mükemmel. Sakarya’da denize girmek için Karasu, Cebeci yada Kefken gibi yerler var. Bu yerler pek beni açmıyor bu yüzden ben denizde değilde, gölde yüzmeyi daha çok severim. Sapanca gölü benim için olmazsa olmazdır. Tabi birde Akyazı’da yüzmeye gidip sonra kulaklarımızı iltihaplandırdığımız dereler var. Neyse denizi sevmezdim ama Bartın’ın iki tane sahili bana denizi sevdirdi. Üstelik o kadar yengeç içinde! Yav inkum diye bir yere giderdik yüzmeye attığım her adımda ayağımın altından yengeç çıkardı ama suyu o kadar temiz ve berraktı ki üstelik sıfır dalgası vardı. Buraya Karadeniz demek imkansızdı. Şimdi nasıldır bilmiyorum.

Benim zamanımda sadece merkezinde bir tane internet kafe vardı. Ben hayatımda internet kafe ve GTA Vice City ile ilk orada tanıştım.

Merkezinden geçen bir dere vardı, bu derede Sertaç abim ile balık tutmaya giderdik. Şimdi o dere çok kirlenmiş oradan çıkan balıklar yenmez diyor bu Bartın’dan gelen arkadaş.

Bu anlattıklarımdan ötürü Bartın her zaman benim aklımda yaşlı, emekli şehri olarak kaldı. Hatta bir aralar oraya kaçıp yerleşmeyi bile düşündüm. Orada ben kendime ciddi bir pazar oluşturabilirim düşüncesi vardı. Sonra ne olduysa çıkmış benim aklımdan o. Sahi ne olmuştu? Fakat şimdi böyle pek bir sakinliği kalmamış üniversite çok bozmuş galiba Bartın’ı… Ki üniversitelerin bozmadığı şehir mi var? Özgürlüğün yanlış anlatıldığı, yanlış lanse edildiği geleceğimiz gençleri yanlız başına bir şehre gönderirseniz ne olmasını beklersiniz ki? Hayatlarında hiç böyle bir şey için eğitilmemiş adamlar ve kızlar sonuçta.

Derken bizim bu Bartın sohbeti nargile sohbetine döndü ve ortak olan yapılarak ayrılmaktan vazgeçildi. Gezmek yerine bir kafeye oturuldu. Biz bu arkadaş ile faiz konusunda başlayıp din adamlarının misyonu ve vizyonu konusuyla ter atıp dinimizi bize yanlış öğretip çarptırıyorlar düşüncem üzerine uzun uzun tartıştıktan sonra herkes geldiği yere dağıldı. Bu tartışma konuları da en az 3-4 saat sürdü. Ve bu süre diliminde Mustafa göre it kopuk olarak görülen biz yada biz içerisinde ki ben sadece bu arkadaş ile sohbet ederken Mustafa ve Eko yine sadece mekanda karı kız kesmek, Swarm’dan mekanda check-in yapmış kızlara mesaj atmak peşindeydiler ve bizim ettiğimiz sohbetten baya baymışlardı…

Uzun süredir de birisi ile karşılıklı olarak bu kadar güzel sohbet etmemiştim çokta iyi güzel oldu taam mı! Hem güzel güzel sohbet ettim hemde çocukluğumdan unutamadığım o turuncu renkli şort ve penye takımına döndüm. O takımı Bartın’dan annem almıştı ve uzun süre giydim onu, bana yakıştığını düşünüyordum çocukken. Bu Bartın’da güzel yer bunu unutmamak gerekir.

You May Also Like

Yorum yapılmamış on This Post

Bir Cevap Yazın

Popüler Yazılar
Bloga e-posta ile abone ol

Bu bloga abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 4.314 aboneye katılın

%d blogcu bunu beğendi: