Gökyüzünün Kızıllığı 14 Nisan 2018

Gökyüzünün Kızıllığı 14 Nisan 2018

1 Nisan’dan 14 Nisan’a ama yine aynı manzara. O zaman nöbet 6-9’du şimdi 4-6

Sabah 5:30’da uyandım. Lanet bir rüyanın etkisiyle başladım güne. Kamuflajımı giyip, silahımı alıp, nöbet kulübesine gelirken gözüm hâlâ yaşlıydı. Bu saatlerde nöbet tutmayı severim normalde ama lanet olasıca o rüya, sevdiğim saatlerde nöbet tutmayı değil tüm sevgimi ve yaşam isteğimi aldı benden. Saat sekiz oldu hâlâ aklımda o rüya ama yavaş yavaş kendime geliyorum, o rüyanın şokunu atlatıyorum. Çevreme bakıp güzellikleri görmeye başladım. Nöbet kulübesine gelirken gördüğüm o manzarayı tekrar hatırladım. Burası Kars, ne kadar nefret etsem de manzarası ile her zaman beni şaşırtmayı başarıyor. Acaba diyorum bu Kars’a özel bir durum mu, yoksa Sakarya’da da böyle manzara görüyordum da yoksa ben mi farkına varmıyordum. Bakış açım çok değişti. Nedenini söylemeye gerek yok.

Güneş yeni doğuyor, hâlâ dağların arkasında gün yüzüne çıkmayı bekliyor. Gökyüzü yitik umudumun saçlarında ki kızıllık gibi… Yer yer kızıl, yer yer mavi ve yer yer mavinin en koyu tonunda. Karşıdaki dağlar gökyüzünden daha koyu duruyor. Heybetli ve bir o kadar ilahi bir varlık gibi gözümüzün alabileceğine uzanıp gidiyor. Dağların üzerinde bulutlar var. Bulutlar dağların zirvesini içinde saklıyor. Bu sebepten ötürü dağların koyuluğu ve güneşin ışığı vuran bembeyaz bulutlar yüz yılardır beyaz kapakları ile raflarda bekleyip tozlanmış 45lik plakların kapakları gibi kararmış durumda. Kararmış fakat dağların koyuluğundan az biraz daha açık. O bulutların üzerinde yağmur bulutları, biraz daha açık bir tonda gökyüzü ile kucaklaşıyor. Gökyüzünde koyudan açık renge doğru bir renk sklası var. Koyu renkler genelde kasvetli olsalar da bu sefer garip bir güzellik barındırıyor içerisinde. Bu bulutların arasından güneşin kızıllığı gökyüzünü sarıyor… Kızıllık ama ne kızıllık…

Bir babanın çocuğunun kafasını okşar gibi insanın içine güven veren bir kızıllık, bir annenin ufak yavrusunu bağrına basması gibi özlem gideren bir kızıllık, ruhumun besin kaynağının çıplak memelerinin arasına kafamı koyduğum da hissettiğim sevgi ve şefkat gibi bir kızıllık…

Babamın başımı okşamasını hiç görmedim. Ben daha iki yaşında iken babam vefat etmiş. Annem benden çok uzaktaydı. Sadece tatil günlerinde görüşürdük. Artık annemin bana sarılmasını istemiyorum, buna izin vermiyorum. Ayrıca ruhumun besin kaynağı olan yitik umudum da yok. Ruhum aç, sevgisiz ve şefkatsiz. Kimseye güvenmiyorum, kimseyi özlemiyorum. Kimseyi özlememek için direniyorum. Kimseyi istemiyorum. Sadece gökyüzünde ki bu kızıllık olsun. Ve nöbet kulübesinde beklerken sabahın soğuğuna rağmen iliklerime kadar beni ısıtan güneş…

You May Also Like

Yorum yapılmamış on This Post

Bir Cevap Yazın

Bloga e-posta ile abone ol

Bu bloga abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 4.314 aboneye katılın

%d blogcu bunu beğendi: