Sen Bana Ne Abilik Yaptın? 14 Eylül 2018

Sen Bana Ne Abilik Yaptın? 14 Eylül 2018

Her yılın belirli günleri kutlanan tanışma yıl dönümleri, evlilik yıl dönümleri, doğum günleri, şu günleri yada bu günleri bir kenara ittiğim bir gündü 15 Eylül 2017 tarihi… Belirli hayat planlamasının ilk adımının atıldığının resmiyete döküldüğü tarih, arada istisnalar olacaktır ama her Türk evladının içinde yanan ateşin harlandığı günlerden bir gündü benim için o gün. İçimdeki heyecanın ateşine kilolarca altın koysanız saniyesinde eriyebilirdi o gün. Bir yerde vatan sevgisi, bir yerde her şeyden kaçış kapısı…

Ankara, Mamak Muhabere Elektronik Bilgi Sistemler Okulu’na gidişim gerçekten hayatımın çok farklı bir duygularını yaşadığım bir yer oldu. Dediğim gibi  Bir yerde vatan sevgisi, bir yerde her şeyden kaçış kapısıydı. O gün çocukken bir birimizi kedi köpek gibi yediğimiz, bir kız yüzünden çok şiddetli bir kavga sonucu “sen bana ne abilik yaptın ki” deyip kapıyı çarpıp gittiğim abimle çıkıyorduk Mamak’taki MEBS okuluna giden o bayırı. Tabi ilk başlarda sadece içimde garip bir burukluk vardı. Bu gayet normaldir çünkü ne kadar planlamışta olsanız bir bilinmeze adım adım gidiyorsunuz. Sonra bayırın biraz çıktığımızda aileleri görmeye başladık. Up uzun bir kuyruk, kuyrukta bekleyen asker adayları ve onların başından ayrılmayan aileleri. Anneleri, babaları, dayıları, amcaları hemen hemen tüm çocukların başında en azından 4-5 kişi vardı. O sahneyi gördüğümüzde abim elini omzuma attı. Hani hiç bir şey demezsiniz ama aranızdaki bağdan dolayı bir çok şey anlarsınız ya, işte öyle bir zamanlardan biriydi. Furkan abim benden duyguludur. O an sanki bende onun gibi duygulanmış gibi hissetmiş olduğunu düşündüm o an. Fakat ben zaten alışkınım böyle şeylere. İlk okula başladığımda anneannem beni sınıfa bırakmış sonra gitmişti. Hatırlamıyorum pek ama hemen hemen herkesin ailesi o gün orada çıkış saatine kadar beklemişlerdi. Ben eve tek başıma döndüm o gün. Ve o gün ailelerini bekleyen çocukları yadırgamıştım. Gereksiz bir hareketti. Futbol oynadığım takıma geçişimi sağlayacak olan halı sahada verilen derslere kendi kaydımı kendim yaptırmıştım. 1. Sınıfta okul sonu kermesinde oynadığımız çayda çıra oyununda yada 2. sınıfta oynadığım yalancı çoban oyununda yine beni izleyen kimse yoktu. Erenler’de düzenlenen mahalleler arası futbol turnuvasında yada 6. sınıfta ilk çıktığım okul maçında attığım golun sevincinde aileme koşamadım. Abim gibi değilim bu konularda ciddi anlamda alışkınım fakat ona çok dokunur böyle şeyler. Çünkü o acemi birliğine nişanlısıda dahil olmak üzere 2 araba adamla gitti, abim kaleciydi Yıldırımspor’da daha ilk antrenmanında oradaydılar. Pek yalnız kalmaya alışkın değil. Tam bir sarışın karakteristik özelliklerine sahip.

Her şey bir kenara benim ailem için, yani ailem dediysem abim için ilk defa o gün gözlerim doldu. Sıraya girdiğimde abim treni kaçırmasın diye hadi sen git bekleme telkinleri yaparken o gitmemeke ısrarcıydı. Sonra bir şekilde ikna ettim ben onu, ayrılırken bana bir sarılışı vardı. (Ki beni öyle ailemden -yeğenlerim hariç- birisine sarılırken görmeniz binde bindir) Abimle daha önce hiç o kadar yakınlık hissetmedim. O gün abim için gözlerim doldu benim, çünkü kimse yanımda yoktu. O vardı! Bilmiyorum birileri yanımda olsun istiyormuydum bilmiyorum ama ne olursa olsun o benim yanımdaydı! Abim gitti ve beni aklımda bin bir türlü düşüncelerle baş başa bıraktı. Ben yalan olmasın ama bir buçuk saat o kuyrukta bekledim. Sonra öğrendiğim kadarıyla beş bin küsür mehmetçik varmış o gün teslim olan. Ben sırada bir buçuk saat boyunca o aileleri ve davranışlarını izledim. Bir yandan da aklımda kaçtığım hayal perim ve ihaneti vardı.

Akşam 6 sularıydı biz kışlanın içine girdik, kaydımızı yaptırdık ve internette araştırırsanız görürsünüz. MEBS okulunun bir yokuşu vardır acayip meşhurdur kaydı yaptırdıktan sonra eğitim alacağım bölüğe çıkarken o yokuşu çıktık tam yarım saat sürdü çıkışımız. Fakat o yokuşu çıkarken iki bin yıllık dillere destan bir ordunun parçası olmanın vermiş olduğu gururu, vermiş olduğu gücü size anlatamam. O gece ben kendimi yenilmez hissediyordum. O gün bana bir kurşun sıksanız, o kurşun göğsümden sekip yere düşeceğine eminim, öyle bir gururu hayatımın hiç bir yerinde duymadım…

21 Gün sonra yemin törenimiz oldu. Törende heyecandan düşüp bayılanlar mı dersiniz, komutanların o kadar uyarmasına rağmen sıradan çıkıp ailesinin yanına gidenler mi dersiniz, hazır olunu bozup ailesine selam veren avereller mi dersiniz çok fazla Türk ordusunun şanına yakışmayacak hareketler yapan insanlar vardı. İçinde bulunmuş olduğu durumu idrak edemeyip salak salak hareketler yapanlar! Tam bir maltafon ordusu…

Bize yemin töreninin provasını bir çok kez yaptırdılar. Hatta biz 21 gün boyunca bulunduğum çavuşluk talimgahında çavuşluk ve askeri eğitim yerine sadece bu yemin törenine hazırlık yaptık. Bize yemin töreni 8′de başlayacak, aileler için kapılar saat 6′da açılacak oraya gittiğinizde sakın emre itaatsizlik yapmayın sadece size verilen emirleri uygulayın deselerde az evvel bahsettiğim gibi maltafon ordusu bu emirlere pek uymadı.

Hep aynı şeyi derler ama bizim bölük marş söylemek ve uygun adım yürümek konusunda efsaneydi. Hatta Kars’ta bizim bölüğü tanıyan arkadaşlar çıkardı onlar bile başlardı bizim söylediğimiz marşları övmeye, yürüyüşümüzü övmeye. Böyle disiplinli bir bölük olarak yemin töreni alanına girdiğimizde şunu gördüm mekan kıyamet gibi, nerdeyse yürümek için insanları ezeceğiz. Aileler çocuklarının videolarını çekmek için telefonlarını resmen ağzımızın içine sokuyorlar çünkü çok büyük bir izdiham var. Yemin töreni alanı full dolu, dışarsı full dolu herkesin ailesi orada ve benim yine abim gelmişti sadece tek başına.

Yemin töreninde bayılanlar, ayılanlar temenniler falan her şey yapıldı ve sıra yemen etmeye geldi. Ben en sağda olduğum için ilk grupta yemin ettim. Ve inanın bana bir Türk erkeğinin ne evliliği, ne sünneti nede toplum baskısı üzerinde büyütülmüş bir kızı ilk koynuna aldığı zamanlarda yaşadığı duygudan binlerce kat daha büyük bir şan ve şerefi o gün damarlarımda akan kudretli kanda hissettim. Komutan silah ve arkadaş dur dediğinde elimi masaya o kadar sert vurmuşum ki yerime geçtiğimde elim hâlâ karıncalanmış durumdaydı ve hissetmiyordum. Benim için başka böyle bir gün olacağını düşünmüyorum.

You May Also Like

Yorum yapılmamış on This Post

Bir Cevap Yazın

Bloga e-posta ile abone ol

Bu bloga abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 4.260 aboneye katılın

%d blogcu bunu beğendi: