Yavru Kedi ve Yavru Baykuş’un Arkadaşlığı

Yavru Kedi ve Yavru Baykuş’un Arkadaşlığı

Çöp atmaya diye dışarı çıkmıştım. Sözde hafta sonu tatilimin ilk gününü evi temzilemek, ikinci gününü ise deşarj olmak için gezmeye ayıracaktım. Böyle bir ilkbaharın başladığı günleri bilirsiniz. Aşık olmak, doğayı sevmek ve umut dolmak için en güzel günlerdir. Meyve ağaçları çiçek açar, kır çiçekleri en çekici cazibesiyle çiçek açmış ağaçların dibini süsler. Ve tüm beyaz çiçekler çok güzel kokar bu mevsim. Karşı cinsten birisi size biraz ilgi gösterse hemen aşık olursunuz. En dertli insan bile ilkbaharın güzelliğiyle büyülenir. Sadece çiçekler mi? Hayvanlar bile bu mevsimde yavrulamaya başlar. Kuşlar o çiçekli ağaçların dallarına, yapraklı ağaçların arasına saklanır yuva yaparlar, köpekler, kediler ve diğerleri o sevimli yavrularını bu mevsimde doğurur. En vahşi, acımasız hayvanın bile bir birinden sevimli ve yakışıklı yavruları olur. Onları gördükçe insanın içinde yaşama dair olan umutların filizlenir ve yaşama isteği ile dolar. Böyle bir zamanda evi temizleyip kendime vakit ayırmayı planlarken çöp kutusunun yanında ölmüş bir anne kedinin etrafında dolaşan yavru, pisliğe bulanmış, ağlamaktan gözlerinin etrafı hep çapak olmuş yavru bir kedi gözüme iliştim. Ölmüş olan annesine dikkatli baktığımda apaçık görünüyorduki kavga etmiş ve aldığı yaralardan dolayı ölmüş. İlkbaharın büyüsüne kanmış her insan gibi bu yavru kediyi, bu halde bırakacak kadar vicdansız ve kalbi körelmiş olamazdım. Yavru kediyi kaptığım gibi en yakındaki veterinere götürdüm ve kediyi bir güzel temizledik, aşılarını yaptık. Görseniz o kadar pisliğe bulanmış, hastalıklı duran bir hayvanın böyle bir meleğe dönüşeceğine asla inanamazdınız. Özellikle o “beni bırakma” bakışlarını görseniz muhtemelen içiniz erirdi. Bu bakışlar kedilerin en büyük ve en şeytani silahıdır. O kadar tatlılar ki içinde birazcık sevgi olan biri bile bu bakışları göz ardı edemezdi. Bende edemedim ve bu yavruya bir yuva bulana kadar beslemeye karar verdim. Belkide bu hayatımda vermiş olduğum en kötü karardı. Çünkü kedileri ne kadar sevsemde, evde kedi besleyenlere her zaman kötü gözle bakmışımdır. Ben köpeklere inanan bir insanım. Çünkü köpekler emekçi ve sadık hayvanlardır. 1 Mayıs İşçi bayramında bile üretimi aksatmayan mavi yakalı işçiler gibi her daim insanoğulunun yanındalardır. Bir deprem olur arama kurtarma ekibinde köpekler vardır, körlere rehberlik eden köpekler vardır, çocuklarımızı uyuşturucudan korumak için kolluk kuvvetleri ile çalışan köpekler vardır örnekler daha fazla verilebilir ama kediler… Kediler insanoğlunun hiç bir zaman bu şekilde yanında olmamışlardır. Kediler daha çok işçinin ve emekçinin hakkını yiyen kapitalist sistemi yöneten patronlar gibidir. Köpeklere insanlara özgürlük verirken kediler onları daha çok köleleştirir fikriyatını savunan biriyimdir. Bu yüzden bu sevimli ve yetim kalmış yavru kediyi evime almak benim için çok zor bir karardı.

Veterinerden mama, kum ve bilimum kedi ihtiyacını karşılayacak ürünleri alıp evimin yolunu tutmuştum ki evimin bahçesinde yavru bir baykuşun yerde yararlı olarak saklandığını fark ettim. Bunu nasıl fark ettim bilmiyorum tamamiyle Allah’ın o an onu orada görmem için içime bir inanç/farkındalık verdiğine yemin edebilirim. Çünkü o kadar iyi kamufle olmuştu ki, onun düşmanı olabilecek ve ona zarar verecek o kadar çok düşman etrafta dolaşırken o orada masum bir şekilde duruyordu. Yanına gidip onu kontrol etmek için elimi uzattığımda hiç ürkmeden adeta ona karşı duyduğum merhameti hissetmiş gibi kendini ellerime bıraktı. Bu saf ve ürkek teslimiyet karşısında her hangi bir yarası var mı yok mu diye incelerken kalp atışlarını hissediyordum. Adeta kalbi yerinden çıkacak gibi çarpıyordu. Hani ürkek bir kuş gibi deyimini o an gerçek anlamıyla anlamıştım. Bir yanımda kedi taşıma kabında duran yavru kedi, bir yanımda da çocukluktan beri hayranı olduğum hayvanlardan biri olan baykuş yavrusu öylece duruyordu. Etrafımdaki ağaçların kabuklarını, dallarını iyice inceledim fakat baykuş yuvası olabilecek hiç bir yuva gözüme çarpmadı. İçimde baykuşu alıp eve götürmeyi o kadar çok istiyordum ki bunu kelimelere dökmek imkansız olur. Bir yandanda annesine ihtiyaç duyan bir hayvanı yuvasından koparıp onu tekrardan doğaya kazandıramamanın korkusu içimi kaplamıştı. Oysaki bugünü sadece ev temizliği yapıp dizi/film izlemek için plan yapmıştım ve şimdi bir hayır sever gibi doğanın ekolojisi içinde var olan vahşiliği önlemek için mücadele ediyordum. İlkbahar ile birlikte hayat bulan bu doğanın başka bir kuralıda zayıf olanın bu yeni hayatta işi olmadığıdır. Fakat ben bu kuralı bozacak gücü içimde bulmuş gibiydim. Doğanın çarkına çomak sokacak gücü içimde hissetmiştim. Yinede Allah doğayı bu şekilde yaratmış ve bu ölümler ve yaşamlar doğanın içinde olan gayetbasit eylemler karşısında adeta Allah’ı protesto eder gibi kararlar alıyordum. Kim bilir belkide kader dediğimiz buydu. Allah onları bilerek karşıma çıkarmış ve ekosistemin bu şekilde devam etmesini istiyordu.

İçimin sesini dinledim ve iki yavruyu evime götürdüm. Bir yandan yavru bir baykuşa bakıcılık yapmanın, çocuklık hayalimi gerçekleştirmenin verdiği hazzı yaşarken diğer yandan da bir evin içinde iki farklı türün, özellikle bir birine düşman olan iki farklı türün beraber evin içinde oluşunun korkusunu yaşıyordum. Daha yavru olmalarından ve internette izlediğim onlarca videodan cesaret alarak evimde misafir ettiğim bu iki arkadaşımı tanıştırmaya karar verdim. Fakat öncelikle ikisininden bir birine saldırmasını önlemek için ikisininde tok olmasından emin olmam gerektiğine karar verdim. Birinin karnını fırında az pişmiş tavuk ile diğerinin karnını ise bıyıklarından damlayan süt ile doyurduktan sonra o mucize anları yaşadım. Aynı izlediğim videolardaki gibi oldu. Pisicik ilk önce temkinli davranarak yavru baykuşun yanına usulca gitti. O usulca baykuşun yanına giderken atmış olduğu ağır adımlar aynı avına pusu kurmuş bir kaplanda göreceğiniz sinsilikteydi bu beni oldukça germiş ve endişelendirmişti. Her an müdahale etmek için hazır bekliyordum. Bir adım… Bir adım daha derken yavru baykuşun yanına iyice sokuldu ve ağır hareketlerle ona patisiyle dokundu. Bu ağır hareketlerle patisini uzatması beni az bir şey rahatlatmıştı. Çünkü iç güdüsel olarak saldıracak olsa direk üzerine çullanacağından emindim. Bu bir saldırı değil, bir tanıma hareketiydi. Bunuda daha önceden veterinerden ona aldığım oyuncaklarına yaklaşırken gösterdiği tavırlarından tanıyorum. Büyük bir ihtimal yavru baykuşuda bu oyuncaklardan sanmış olabilirdi. Bu esnada yavru baykuş ise tüm sessizliğiyle sakince ve hiç kıpırdamadan, yavru kedinin ona dokunmasına izin veriyordu. İzin verdiğini anlıyordum çünkü bu onların benimle birlikte geçirdikleri 3. günüydü ve bu 3 gün boyunca ne zaman ona yaklaşsam kendi isteğine göre elime saldırıyor yada ona dokunmama izin veriyordu. Şimdi bu pisiciğede kendine dokunması için izin vermişti. İlk tanışma çok olumlu geçti ve güzel bir dostluğun temellerini attılar. Yinede ne olur ne olmaz korkusuyla işe giderken ve uyurken baykuşu kullanmadığım odaya kilitliyor ona özel hazırladığım ortamında serbest bırakıyordum kedisi ise evde özgürce dolaşabiliyordu. 2 Hafta boyunca bu tedbirleri devam ettirdim.

Evin içinde birlikte oldukları sürelerde bir birlerine sokularak uyuduklarına çok defa şahit oldum. Bu iki masum hayvanın böylesine kardeşçesine birlikte büyüyemelerine şahit olmak Allah’ın yaratmış olduğu bu mucizelere tefekkür etmek için harika bir neden. Üstelik yalnızlıktan dem vurduğum bu zamanlarda yalnızlığımı paylaşmış olmaları ise o zaman diliminde bana yeni bir motivasyon veriyordu. Böylesine yakın olmalarından dolayı artık baykuş için hazırladığım odanın kapısını kilitlememe gerek olmadığını düşündüm. Yavru baykuş ona hazırladığım ağaç kütüğünde uyurken pisicik ise o ağaç kütüğünün altında uyuyordu. Eve geldiğim çoğu zaman bu manzaraya şahit oldum. Bu manzarayı gördükçe içim ayrı bir sevinç doluyor ve aylar önce vermiş olduğum karardan bir gram pişmanlık duymuyordum. Bu kararın üzerinden aylar aylar geçmiş artık iki yavrununda yavrulukları eskilerde kalmıştı. Baykuş kimi zaman evin içinde uçarak dolaşıyor, çoğu zaman ise çizgili pijamasını göğsüne kadar çekmiş Gaffur gibi evin içinde yürüyor ve pisicik ile oynuyordu. Avrupa Yakası dizisindeki Gaffuru hatırladınız değil mi?

İlkbahar bitmiş, yaz geçmiş, sonbahar yağmurları başlamıştı. Artık baykuşun hak ettiği doğal ortamına salma vakti geldiğini düşünmeye başlamıştım. Nede olsa o bir avcıydı ve onu evde kilit altında tutmak onun doğasına bir hakaret olduğunun muhasebesini yapıyordum. Bir yandan ona ölünceye kadar sahip olmak isterken bir yandan da onu Avrupalıların, Afrika yerlilerini köleleştirip özgürlüklerini elinden almaları gibi köleleştirmek istemiyordum. Ölünceye kadar sahip olmak diyorum çünkü bir baykuş 80-90 yıl kadar yaşayabiliyor. Ve ben daha 25 yaşındayım. Ve o ise hemen hemen 8-9 aylık… Bu iki dostuma ve onların dostluğuna o kadar bağlanmış olmama rağmen bu kötülüğü ona yapamayacağıma karar verdim ve akşam eve döndüğümde onu alıp, ormana gidip ait olduğu doğaya salmaya karar verdim. Acaba şu zamana kadar ekmek elden, su gölden beslenmiş olan bu dostum kendi iç güdüleriyle yaşayabilecek miydi diye çok korkuyordum. O gün eve geldiğimde pisiciğin patileri arasında bedeni olmayan bir çift kanat ve pisiciğin bedeninde etrafı kurumuş kanlar olan derin yaralar ve üzerinde uçuşan onlarca kara sinek gördüm…

Etrafa yayılan leş kokusu eşliğinde damarlarımdan akan kanın sesini duyduğumu söylebilirim. Bu manzara karşısında dona kaldım! Hiç bir şey düşünemedim. Gözlerim doldu. Derin bir sessizlik ve sessizliğin içerisinde kara sineklerin vızıltıları vardı. Ne hissettiğimi bilmiyordum. Ne yapacağımı bilmiyordum. Ne yaptığımı bilmiyordum. Sonra içimde derin öfke hissettim. Pislikleri süpürge ile bir araya toplayıp, küreğe koyup çöp atmaya giderken mahallenin çocuklarının meraklı bakışlarını gördüm. Büyük bir nefret ile cesedi çöpe fırlattım. Ve arkamı dönüp evimin yolunu tuttuğumda çocuklar meraklarına daha fazla dayanamayıp yanıma geldiler. Olanları onlara anlattıktan sonra onlarda bana geçen ilkbaharda olan bir olayı anlattılar.

Büyükçe bir kedi, evsahibimin nar bahçesinin kabuğundaki baykuş yuvasına saldırdığını görmüşler. Yuvadan yavru bir baykuşu kapıp kaçarken anne baykuş kediye saldırmış ve kediyi öldürmüş fakat ettikleri kavga sırasında kedide anne baykuşu ağır yaraladığı için anne baykuşunda öldüğünü büyük bir heyecan ve zevkle anlattılar. O kavganın en ince ayrıntılarını bile akıllarına kazımışlar. Bu iki avcının nasıl kavga ettiklerini sanki bir aksiyon filmi izler gibi hiç bir müdahalede bulunmadan birbirlerini öldürmelerini izlemişler. İşte bende birbirlerini öldüren iki annenin yavrularını tekrardan birbirlerini öldürmeleri için tüm saflığımla ortam hazırlamıştım. Doğanın ekolojik düzenini bozacağım, Allah’a şirk koşacağım endişesini duyarak evime aldığım bu iki hayvan doğanın onlara biçtiği görevi yerine getirmişti. Düzen devam ediyordu. İlkbaharın gelmesiyle birlikte uyanan doğa sonbaharın gelmesiyle birlikte yapraklarını dökmüş ve tekrar ilkbahar gelene kadar derin bir uykuya dalmıştı.

You May Also Like

Yorum yapılmamış on This Post

Bir Cevap Yazın

Bloga e-posta ile abone ol

Bu bloga abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 4.314 aboneye katılın

%d blogcu bunu beğendi: